| Kastamonu Postasının Başkanımız ile röportajı |
|
|
|
| Pazartesi, 28 Eylül 2009 00:49 | |||
|
KÖY-KOOP (Köy Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatifler Birliği) Başkanı, OR-KOOP(Türkiye Ormancılık Kooperatifleri Merkez Birliği) Genel Başkan Yardımcısı, KÖY-KOOP Merkez Birliği Yönetim Kurulu Üyesi, Türkiye Milli Kooperatifler Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Erol Akar ile Kastamonu tarımının dünü, bugünü ve geleceği üzerine konuşurken aslında kafam hep Kastamonu çiftçisinin ne kadar da şanslı olduğu üzerine yoğunlaştı. Ya Erol Akar gibi bir "akil" adama sahip olmayan şehirler ne halt yesin bu yalan dünyada...            Kolay değil Erol Akar`ın son on küsur senede üstesinden geldikleri. 1977`de kurulmuş, 1980 darbesinde "tüzel" kişiliğine dokunulmasa bile faaliyetlerine 15 sene süreyle pranga vurulmuş bir "tabela" kooperatifler birliğini, 1995 yılından alıp bugünün devasa örgütlülüğüne taşımak her babayiğidin harcı değil çünkü. 29 kişinin görev yaptığı KÖY-KOOP`un bu yıl gerçekleştiriği yatırım rakamı 800 bin tl. 294 birim kooperatifi bünyesinde toplayan KÖY-KOOP, 22 bin üyeye sahip. KÖY-KOOP, "Alman Kooperatifler Konfederasyonu" ile ortak çalışma yürüten ülkemizde ki tek sivil kuruluş. KÖY-KOOP`un ayrıca günümüzde yürüttüğü bir çok AB ve Birleşmiş Milletler projesi var.            Erol Akar`ın tarım ve hayvancılığın şehrimizde ki sorunları üzerine söyledikleri, işin sadece ziraat kısmını aşan, meseleyi sosyo-ekonomik açıdan kavrayan tespitlerdi. Varolan sorunların sadece tarlada ki üretimden kaynaklanmadığını, aslında işin en can alıcı noktasının, çiftçinin pazarlama aşamasını da içine alan üretim-tüketim zincirinin her aşamasında bulunmamasından kaynaklandığının altını çizen Erol Akar, çiftçilerimizin tek kurtuluşunun "örgütlenmekten" geçtiğini söyledi.            Erol Akar`ın on küsur yılda kooperatifçilik alanında gösterdiği başarının destanı, bugün bünyesinde örgütlü bulundukları kooperatifleri sahiplenen köylülerimizin gözlerinden okunuyor. Köyden kente örgütlü bir yaşam yürüyor şimdi, Erol Akar liderlerin öncülüğünde....             Kastamonu tarımının karakteristlik özelliği nedir?  Kastamonu tarımına geniş anlamda bakarsak, karakteristlik özelliğinin aile ekonomisi içinde "geçimlik" boyutta olduğunu görürüz. Kastamonu tarımının ne yazık ki ekonomik özelliği yok. İşletmelerimizin "aile tipi" olup, ekonomik olarak çok küçük boyutta olmaları tarımsal anlamda ki en büyük sorunumuz olarak ortaya çıkıyor. Sarımsak dışında pazara yönelik bir ürünümüz yok. Buna karşılık iklim şartları nedeniyle ortaya "alternatif" ürün koyma şansımız da ne yazık ki yok.  Kastamonu, tarım memleketi midir?  Tarım memleketi değiliz. Zaten tarım, Kastamonu`nun bütününde değil, ancak belli havzalarında yapılabiliyor. Kastamonu-Taşköprü arası ve Tosya havzası dışında güçlü ve yaygın tarım havzamız başka yok. Ayrıca diğer şehirlerde yetişmeyen spesifik ürünümüz de yok. Bu alanda sadece sarımsağımızın ülke boyutunda belli oranda rekabet şansı var.            Yola geleneksel ürünle mi devam etmeli, yoksa alternatifler mi bulmalı?  Geleneksel ürünlerimizin bir çoğu zaten günümüzde yerlerine "ikame" edilen sanayi ürünlerinin neticesinde gündemden kalktı. Örneğin bir dönemin başat tarım ürünleri olan keten, kendir gibi üretimlerden artık söz edemiyoruz. Şimdi yetişen buğday ve benzeri ürünler de Kastamonu çiftçisini mümkün değil kurtarmaz. Alternatif ürün de iklim nedeniyle oldukça zor. Günmüzde Kastamonu tarımının tarifinin yeniden yapılması ve bu tarife göre yeniden örgütlenmesi gerekiyor.  Tarıma dair hükümet politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?  Günümüzde uygulanan hükümet politikaları için olumlu sözler söylemek mümkün değil. Uzun vadeli tarımsal politikalar hayata geçirmekte zaten bütün iktidarlar başarısız. Tarıma verilen destek, mevcut kanunlara rağmen az. Örneğin Tarım Kanunu`nun 21. maddesi, "Bütçeden tarıma ayrılacak destek, GSMH`nın %1`inden az olamaz" derken, bu oran 2007 yılında binde 62, 2008`de binde 54, 2009`da binde 49 olarak gerçekleşti. Bizim ülkemizde ki her sene düşen tarım desteğine karşılık, özellikle AB ülkelerinde tarıma özel ve güçlü desteklerin uygulandığını görüyoruz. Ayrıca desteklerin, çiftçiyi bir hedefe yönlendirecek şekilde düzenlenmesi gerekir. Bizde ne yazık ki böylesi uzun vadeli destek programları olmuyor. Önümüzde ki süreç için devlet tarafından hazırlanan "Havza Bazlı Ürün Desteği" düşüncesinin doğru olduğunu düşünüyorum. Bu tarz uygulamanın Kastamonu tarımının geleceğine ışık tutacağı bir gerçek. Tabii sağlıklı uygulanması halinde.  İktidarda ki partilerin farklılığı tarımsal destekleri etkiler mi?  İktidarda ki partinin köylüye, çiftçiye bakışı sıcak ise, illa ki tarımsal destekler de çiftçi lehine farklılık gösterir. AKP`nin çiftçiye yönelik ciddi bir programı olduğunu düşünmüyorum. Günümüzde çiftçinin mağduriyeti, gelir kaybı söz konusu. Geçim sıkıntısı had safhada. AKP; çiftçiye, köylüye yakın durmuyor.  Hayvancılıkta ki durumumuz nasıl?  Tarıma göre hayvancılıkta ki karnemizin oldukça iyi olduğunu düşünüyorum. Ancak çiftçinin hayvancılık alanında örgütlenmesi lazım. Türkiye`de hayvancılıkta ilk sıralarda olan şehrimizde et kombinasının, alanı dışında bir kuruma satılması büyük bir biliçsizlikti. Üreticinin, serbest piyasa karşısında kolu kanatı kırık bırakıldı bu satış sonrasında. Son günlerde ki ekonomik sıkıntılar nedeniyle, süt hayvancılığı yapan köylülerimizin ellerinde ki hayvanları kasaba gönderdiklerini duyuyor ve üzülüyoruz. Hayvancılığımızı iyi koordine edemediğimizi de söylemek zorundayım. Mesela, Burdur`un hayvan sayısı bizden az, ama ürettiği süt miktarı Kastamonu`nun 3 katı fazla.  Hayvan Pazarı konusunda ki düşünceniz nedir?  Yeni bir hayvan pazarı kurulması konusunda Ticaret Borsası`nın güzel ve olumlu çalışması var. Ticaret Borsası`nın bu alanda ki çalışmasını biz de KÖY-KOOP olarak destekliyoruz. Borsa`nın çalışmasına İl Özel İdaresi ve Belediye`nin destek vermesi lazım. Hayvan pazarı, İl Genel Meclisi`nin işi değil. İl Genel Meclisi, sadece var olan sürece destek vermeli, hayvan pazarını kendisinin işletmesi gibi yanlış düşünceden vazgeçmelidir.  Yeni çıkan Teşvik Kanunu`nun Kastamonu`ya tarımsal sanayi konusunda faydası olur mu?  Yeni çıkan teşvik kanununun şehrimiz için önemli avantajlar içerdiği kesin. Ancak bunun iyi projelendirilmesi gerekli. Biz, bilim adamları ile çalışma konusunda eksikleri olan bir kentiz. Yeni yeni "projeli" hayata geçiyoruz. "Kalkınma Ajansı" konusunda da aynı düşünceyi taşıyorum. Eğer iyi organize olabilir ve siyasete bulaştırmazsak, kalıcı başarılar yakalanabilir.  Sütte nasılız Başkan`ım?  Süt alanında eski valilerden Kamil Demircioğlu`nun görev yaptığı dönemde çalışmaları olmuş. Ancak sayın valinin başlattığı çalışmalar daha sonra sahiplenilmemiş. Özel İdare, başlatılan projeyi yürütememiş. Daha sonra kaymakamlar aracılığı ile devam ettirilen projede 600 milyar batırılmış. Köylünün parası tüccar tarafından ödenmemiş. Biz, 1995 yılında KÖY-KOOP yönetimini aldığımızda ana uğraş konularımızdan birini "süt" olarak belirleyerek , enerjimizin bir bölümünü bu alana ayırdık. Günümüzde 75 kooperatifimiz süt alanında çalışıyor, 13 süt toplama merkezimiz var. Günlük 100 ton sütü, soğutarak pazarlama imkanına sahibiz. Bizim süt alanında şimdiye kadar yaptıklarımız, altyapı kurmak üzerine idi. Sütümüzün kalitesinin tam olarak yükseldiğini henüz söyleyemeyiz. Ayrıca mevsimlere göre üretim istikrarsızlığımız da sürüyor. Temmuz ve ocak ayları arasında ki üretim rakamları arasında uçurum var. Bu dezavantajlarımız Kastamonu`yu süt alanında cazip olmaktan çıkarıyor. Süt fiyatları da bu dezavantajlarımız nedeniyle düşük kalıyor doğal olarak. Sütün kalitesini ve fiyatını artırmak için elele hareket etmeliyiz. Bu konuda her kurumun üzerine düşen görevler var. Özel İdare, bir ara uyguladığı proje ile köylüye süt tankı dağıttı. Özel İdare`nin süt tanklarından bir kısmı da çeşitli nedenlerden dolayı köylüye verilemeyip, depoya kondu. Bu depoda bekleyen boş tankları biz İl Genel Meclisi`nden talep ettik. İl Genel Meclisi bu tankları bize vermedi. Tanklar depoda boş duruyor şimdi. Oysa İl Genel Meclisi Tarım Komisyonu, İl Tarım Müdürlüğü ile beraber biz KÖY-KOOP olarak bunları değerlendirebiliriz.  Şeker Fabrikası`nın satışı konusunda düşünceniz ne?  Şeker Fabrikası`nın Pancar-Koop, Ticaret Odası, Ziraat Odası, KÖY-KOOP, Ticaret Borsası gibi sivil toplum kuruluşlarının olşturduğu birliğe devlet tarafından "bedelsiz" devrinden yanayız. Karabük örneği, neden Kastamonu`da da uygulanmasın. Şeker Fabrikası, sadece şeker üreten bir kuruluş değil. Kastamonu için çok önemli. Böylesi öneme sahip bir kurumun alanı dışında kullanılmasına ve satılmasına izin vermemeliyiz.  Kastamonu`nun geleceğinde tarım ve hayvancılığın rolü ne olur?  Şehrimizin geleceğinde özellikle hayvancılığın önemli rol oynayacağını düşünüyorum. Çünkü hala bizim köycülüğümüz ön planda. Ayrıca turizm ve üniversite de Kastamonu`yu kalkındıracak diğer alanlar.  AB`ye girmeli mi?  AB`ye girmek için çaba sarf etmeliyiz. Ancak AB`ye girdiğimizde tarımın ciddi sıkıntılar yaşayacağını biliyorum. Son giren ülkelerde tarım sektörleri çok büyük zorluklarla karşılaştı çünkü. Küçük işletmeler kapandı, tarımsal sanayi zarar gördü. Ancak gelişmek ve çeşitli standartları yakalamak açısından ülkemiz için AB`ye girmek çok önemli bir hedef olmalı.  Şehrimizde tarımla ilgili resmi ve özel kurumlar arasında bir koordine sorunu var mı?  Belli noktalarda çok iyi bir koordinasyonumuz olduğunu söyleyemem. Daha iyi olabilir. Ama bunda hepimiz suçluyuz. Mesela kendi adımıza biz, "Süt Konseyi" kuralım dedik. Gerçekleştiremedik. Başarabilseydik bu düşünceyi, sütle ilgili sorunları daha iyi görebilir ve çözebilirdik.   Kastamonu çiftçisinin refahı için ne yapmalı?            Kastamonu köylüsünün en büyük sorunu özelleştirme ile kaybettiklerimizde. Örneğin, Et Kombinası ve Süt Fabrikası satıldıktan sonra devlet bunların yerine "Müdahele Alım Fonu" kurarak çiftçinin piyasa karşısında ki mağduriyetini giderebilirdi. Çiftçi diyelim ürünü 1 liraya üretti, ama piyasa fiyatı 80 kuruş. İşte arada ki bu farkı, fon, üreticiye ödeyerek mağduriyeti giderebilirdi.            Türkiye nüfusun %35 oranına sahip olan çiftçinin ürününü pazara hangi şartlarda sürdüğü önemli olan. Çiftçinin günümüz şartlarında özel sektör ile rekabet edebilmesine olanak yok. Oysa Avrupa`da kooperatifler, ürettikleri ürünü son tüketim noktasına kadar taşıyabiliyor. Yani çiftçinin kurtuluşu için yapılacak olan, çiftçiye tüccar karşısında rekabet etme gücünü kazandırabilmektir. Önemli olan üretmek değil, ürettiğini kazanç sağlayacak rakamlarla pazarlayabilmek çünkü. Para ettiğini görünce çiftçimiz neden üretmesin. Çiftçi lehine pazarlama ağı kurmanın yolu da "örgütlü toplum"dan geçiyor. Ayrıca devletten çeşitli destekleri alabilmenin yolu da örgütlülükten geçiyor. Geçen yıl devletin şehrimizde dağıttığı 1.5 milyon tl. süt desteğinin 1 milyon tl`si, KÖY-KOOP kanalıyla dağıtıldı. Bu nedenle şehrimizde ki sivil toplum kuruluşlarının kendilerine çeki düzen vermesi, daha çok çalışması lazım.  Mustafa Afacan - http://www.kastamonupostasi.com
Favori olarak iÅŸaretleyin
Favorilerinize ekleyin
Bunu e-posta ile gönder
Okuma: 286 Yorumlar (0)
![]() Yorum yaz
|























